Bir bilgisayarın açtığı kapı
Detaylarını ilerleyen sayfalarda göreceğiz; fakat Kuran’ın 19 sayısı ile ilişkisi daha ilk bakışta kendini göstermeye başlar.
Kuran’ın açılış cümlesi olan “Bismillahirrahmanirrahim” ifadesi 19 harften oluşur. Kuran toplam 114 sureden meydana gelir:
Bu açılış cümlesi, Kuran’daki 114 surenin 113’ünün başında yer alır. Yalnızca 9. surenin başında bulunmaz. Ancak eksik gibi görünen bu durum, tam 19 sure sonra, 27. surenin 30. ayetinde aynı ifadenin tekrar yer almasıyla tamamlanır. Böylece “Bismillahirrahmanirrahim” ifadesinin Kuran’daki toplam sayısı yine 114’e ulaşır.
Yani kitabın açılış cümlesi 19 harftir; kitabın sure sayısı 19’un katıdır; bu açılış cümlesinin Kuran’daki toplam geçişi de yine 19’un katıdır.
Bunların ayrıntılarına ilerleyen bölümlerde döneceğiz.
Bu henüz başlangıçtır.
Kuran’ın 19 temelli yapısının en dikkat çekici kapılarından biri, bazı surelerin başında yer alan özel harflerdir.
Kuran’ı Arapça aslından okuyan veya dinleyen hemen herkes bu harf birleşimlerine denk gelmiştir: Elif Lam Mim, Ya Sin, Ha Mim, Kaf, Nun, Sad…
Bu harfler kelime değildir. Bildiğimiz anlamda bir cümle de oluşturmazlar. Mesela “Ya Sin”, halk arasında çoğu zaman bir isim gibi algılansa da aslında iki harften ibarettir: Ya ve Sin. Aynı şekilde “Elif Lam Mim” de üç ayrı harfin yan yana gelmesidir. Bu harfler bazı surelerin hemen başında yer alır ve ardından normal ayet akışı devam eder.
Geleneksel literatürde bunlara huruf-u mukattaa, yani “kesik harfler” denilmiştir. Bu çalışmada ise daha açıklayıcı olduğunu düşündüğüm “başlangıç harfleri” ifadesini kullanacağım.
Başlangıç harfleri 29 ayrı surenin başında bulunur. Ancak bunları içeren ayetlerin sayısı 30’dur. Bunun sebebi Şûrâ suresidir. Bu surede Ha Mim 42:1’de, Ayn Sin Kaf ise 42:2’de ayrı bir ayet olarak yer alır. İlk bakışta küçük görünen bu ayrıntının, ilerleyen bölümlerde göreceğimiz bazı matematiksel yapılar açısından ne kadar önemli olduğu ayrıca ortaya çıkacaktır.
Asırlar boyunca bu harfler hakkında çok şey söylenmiştir. Kimi âlimler bunların anlamını yalnızca Allah’ın bildiğini söylemiş, kimi sembolik anlamlar yüklemiş, kimi de üzerinde fazla durmadan geçmiştir. Gerçekten de ilk bakışta bunlar, metnin başında duran ve ne işe yaradığı anlaşılmayan birtakım işaretler gibi görünür.
Fakat burada bir noktayı açıkça ortaya koyalım:
Kuran, insanlığa gönderilmiş bir “sırlar kitabı” değildir. Büyü, tılsım veya hiç kimsenin anlayamayacağı semboller kitabı da değildir. Kendi ifadesiyle yaşayanları uyarmak üzere gönderilmiş bir mesajdır. (Bkz. Ya Sin, 36:69-70.)
O halde şu soruyu sormamız gerekir:
Üstelik bir değil, iki değil; 29 ayrı surenin başında ve toplam 30 ayette karşımıza çıkarlar.
Şöyle düşünelim:
Hiç kimsenin okuyamayacağı ve hiçbir zaman Resmî Gazete’de yayımlanmayan bir kanun maddesinin hükmü nedir?
Yaratıcı, hiç kimsenin anlamını bilemeyeceği ve yalnızca birkaç harften ibaret olan bu ayetleri, insanlığa gönderilen son kutsal yazıya neden yerleştirmiş olsun?
Belki sorun, bu harflerin hiçbir anlam taşımaması değildi. Belki de onları incelemek için gerekli araçlar henüz mevcut değildi.
Kuran’ın vahyedildiği dönemde insanlar elbette sayabiliyor, ticaret yapabiliyor ve matematiksel işlemler gerçekleştirebiliyordu. Fakat bugün sahip olduğumuz imkânlarla kıyaslanabilecek bir metin işleme dünyası yoktu.
Binlerce ayetten oluşan bir metni harf harf taramak, belirli harflerin yüzlerce ayet boyunca kaç defa geçtiğini saymak, farklı surelerdeki sonuçları karşılaştırmak ve bu işlemleri tekrar tekrar kontrol etmek son derece güçtü.
Üstelik mesele yalnızca bir insanın bu sayımları yapabilmesi de değildir. Ortaya atılan iddianın başkaları tarafından bağımsız biçimde doğrulanabilmesi gerekir.
Bugün sıradan kabul ettiğimiz başka imkânlar da insanlık tarihinin büyük bölümünde mevcut değildi. Yaygın eğitim, yüksek okuryazarlık oranları, temel aritmetik bilgisinin geniş kitlelere ulaşması ve bilgiye kolay erişim oldukça yeni gelişmelerdir. Bugün elindeki bir kitabı okuyan sıradan bir insan, karşısına çıkan basit bir bölme işlemini anlayabilir; birkaç tuşa basarak on binlerce karakterden oluşan bir metni tarayabilir ve kendisine söylenen bir sayının doğru olup olmadığını kontrol edebilir.
Yüzyıllar boyunca durum böyle değildi.

Ve nihayet bilgisayar çağında, bu başlangıç harflerine bambaşka bir gözle bakma imkânı doğdu.
Çünkü bir harfin ne anlama geldiğini bilmiyor olabiliriz; ama o harfin bir metinde kaç defa geçtiğini sayabiliriz.
Bir harf grubunun, başında bulunduğu surede nasıl dağıldığını inceleyebiliriz.
Farklı surelerde aynı harfin kaç defa tekrarlandığını karşılaştırabiliriz.
Ve daha da önemlisi, ortaya çıkan sayıların rastgele mi dağıldığını, yoksa sürekli aynı ortak paydaya mı bağlandığını kontrol edebiliriz.
Bilgisayarın yaptığı şey Kuran’a yeni bir şey eklemek değildir. Metin aynıdır. Harfler aynıdır. Ayetler aynıdır.
Değişen, onları inceleyebileceğimiz araçlardır.

Bu nedenle Kuran’daki bir yapının bilgisayar çağında görünür hale gelmiş olması, yapının bilgisayar çağında oluştuğu anlamına gelmez.
Bir şeyin başından beri var olması ile onun her çağda aynı biçimde görülebilir olması aynı şey değildir.
Kuran’ın kendisinde de bazı şeylerin hemen değil, belirlenmiş bir zamanda ortaya çıkarılmasına ilişkin dikkat çekici örnekler vardır.
Musa ile birlikte yolculuk eden kişinin, iki yetim çocuğa ait bir duvarı düzeltmesinin gerekçesi açıklanırken şöyle denir:
(18:82) “Duvara gelince, o, şehirdeki iki yetim oğlana aitti. Onun altında, onlara ait bir gömü vardı. Babaları doğru bir adam olduğu için Rabbin onların büyüyüp tam güçlerine kavuşmalarını, sonra da gömülerini çıkarmalarını istedi. İşte Rabbinden gelen rahmet böyledir. Ben bunların hiçbirini kendi irademle yapmadım. İşte dayanamadığın şeylerin açıklaması budur.”
Gömü zaten oradaydı.
Fakat ortaya çıkacağı zaman henüz gelmemişti.

Belki burada düşünülmesi gereken nokta da budur:
Bir şeyin metnin içinde başından beri bulunması, onun hemen açığa çıkmasının amaçlandığı anlamına gelmez.
Kuran’ın başlangıç harfleri asırlar boyunca insanların gözünün önündeydi. Harfler değişmedi. Metin değişmedi. Değişen şey, insanlığın o metne sorabileceği sorular ve bu soruların cevaplarını sınayabileceği araçlardı.
Bilgisayar çağıyla birlikte Kuran’ın tamamını sistematik biçimde harf harf incelemek, sayımları karşılaştırmak ve ortaya çıkan sonuçları tekrar tekrar doğrulamak pratik hale geldi.
Şimdi o kapının arkasında ne bulunduğuna bakalım.
Kaf başlangıcı bulunan 50. surede, Kaf harfi 57 defa geçer:
Ya Sin başlangıcı bulunan surede, Ya ve Sin harflerinin toplamı 285’tir:
Ha Mim başlangıcı bulunan yedi surede, Ha ve Mim harflerinin toplamı 2147’dir:
Ayn Sin Kaf başlangıcı bulunan surede, bu üç harfin toplamı 209’dur:
Kef He Ya Ayn Sad başlangıcı bulunan Meryem suresinde, bu beş harfin toplamı 798’dir:
Nun başlangıcı bulunan surede, Nun harfinin toplamı 133’tür:
Burada durup düşünelim.
Bu çalışmanın ilerleyen bölümlerinde yalnızca bu sonuçları vermekle yetinmeyeceğiz. Ayetleri ve harfleri okuyucunun önüne koyacak, sayımları mümkün olduğu ölçüde görünür hale getireceğiz. Böylece okurdan herhangi bir sayıyı yalnızca bize inanarak kabul etmesini istemeyeceğiz.
Fakat şimdilik yalnızca karşımızdaki tabloya bakalım.
Herhangi bir metinde rastgele seçilen bir harfin toplam sayısının 19’un katı olması tek başına imkânsız değildir. Böyle bir ihtimal yaklaşık olarak 1/19’dur. Tek bir örnekle karşılaşsaydık, bunu ilginç fakat sınırlı bir tesadüf olarak görebilirdik.
Fakat mesele tek bir örnek değildir.
Birbirinden farklı surelerde, farklı harf gruplarında aynı ortak paydanın tekrar tekrar karşımıza çıkması bambaşka bir tablo oluşturur.
Eğer yukarıdaki altı örneğin her birini, yalnızca basit bir sezgisel hesap yapmak amacıyla 1/19 ihtimal olarak düşünürsek, altısının birden aynı ortak paydaya bağlanması:
ihtimaline karşılık gelir.
Yani yaklaşık kırk yedi milyonda bir.
Bu hesabı mutlak ve nihai bir istatistik modeli gibi vermiyorum. Çünkü söz konusu harfler aynı metnin içinde yer almaktadır ve aralarında yapısal ilişkiler vardır. Buradaki hesap yalnızca okuyucunun zihninde ölçeğe ilişkin bir sezgi oluşturmak içindir.
Fakat en sade yaklaşımla bile karşımıza çıkan tablo şudur:
Üstelik bunlar, Kuran’daki matematiksel yapının tamamı değildir.
Sadece başlangıçtır.